23 Ekim 2015 Cuma

Şimdi ben nasıl anlatayım oğluma ;

O devamlı oynamak isterken

Şarkılar söylerken

Bu kadar safken, temizken

Gülmek isterken

Sevgi doluyken

Nasıl anlatayım ...

Savaşı nasıl anlatayım

Açlıktan insanların öldüğünü

Sokakta yaşadığı için soğuktan ölündüğünü

Her an kaçırılma ihtimali olduğunu

Birinin onu taciz edebileceğini

insanların birbirini öldürdüğünü

Kalabalık yerlerde birinin patlattığı bomba yüzünden İnsanların ölebildiğini

Birinin gelip o oynarken yüzüne asit atabileceğini

Birinin okuluna gelip katliam yapabileceğini

Hayat boyu her istediğini söyleyemeyeceğini , söylerse hapis yatabileceğini

İstediği dini seçemeyeceğini, seçse bile bunun yüzünden birilerinin ondan nefret edebileceğini veya öldürülebileceğini

Dünyada yiyeceklere kansorejen madde koydulduğunu ve bunun aleni bir şekilde yapıldığını

Sadece rengi farklı diye baskı görüp öldürülebileceğini

Dili farlı diye baskı görüp öldürülebileceğini

Sokakta yürürken birine çarptı diye öldürülebileceğini

Birilerinin organlarını çalabileceğini

Dünyada soykırım diye birşey olduğunu ve topluca insanların yakılabildiğini

Bazı şirketlerin daha çok para kazanma uğruna onu obez biri haline getirmeye çalıştıklarını

Para kazanma uğruna uyuşturucu madde satan insanlar olduğunu ve seni bağımlı hale getirmek için her şeyi yapabileceklerini

Hatta bunlardan bir tanesi olan sigaranın , devletler tarafından satıldığını

Cinsel hayatının devamlı baskı halinde olacağını

Hayatının yarısını okuyarak geçireceğini, eğer alabilirse , alacağı diplomanın hiçbir işe yaramayacağını

Hatta başka ülkelerde bunca yıldır okuduğunun kabul bile görmeyeceğini

Okulu bittikten sonra bir işe girmesi gerektiğini ve ölene kadar çalışması gerektiğini

O bize sorduğu ve sevdiği hayvanların insanlar tarafından para için öldürüldüğünü

İşkence diye birşey olduğunu , gerçekten olduğunu

Bir gün otelde canlı canlı yakılabileceğini

Para kazanmak için yerin dibindeki madene girmesi gerekebileceği ve orada bütün arkadaşlarıyla canlı canlı gömülebileceğini

Parkda oynayacağı yaşta evlendirilebileceğini

Kimyasal silah diye birşey olduğunu ve buna maruz kalıp sakat kalabileceği yada ölebileceğini

Yıllarca çalışıp kazandığı ve sahip olduklarının hırsızlar tarafından çalınma ihtimali olduğunu

İlaç şirketlerinin ilaç satmak için onu bilerek hasta ettiklerini

Hastaneye gittiği zaman gerekli olmasa bile ameliyat edilebileceğini

Dünyada önceden kölelik diye bir şey olduğunu , aslında hala olduğunu ...

Nasıl anlatayım ...

Nasıl anlatalım ...

Nasıl anlatmalıyız ...

Bunları anlatmak istemiyorum !!!

Ama

İnsanlar öldürülmesin diye insan öldürmenin çare olmadığını,

Bağırıp çağırmanın çare olmadığını,

Nefretin barışı getirmeyeceğini,

Birşeyi değiştirmek gerekiyorsa buna kendinden başlaması gerektiğini,

Aşkı, Sevgiyi, merhameti, dürüstlüğü, vicdanı ve iyi olan herşeyi

Anlatabilirim

Anlatalım

ANLATMALIYIZ ...







13 Ekim 2015 Salı

Tek ihtiyacımız SEVGİ ;

Okuduğum bir çok yazıya veya izlediğim filmlere yada gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki ,bize empoze edilen bir olgu var; İNSAN BİR YERE AİT OLMAK İSTER.
Etrafında onu seven, dediklerini dinleyen, onaylayan, kabul eden birilerini görmek ister.
Bu sevgiyi elde edebilmek içinde bazı kalıplara girmesi gerektiğini görür ve bu grupları bulmaya çalışır, biraz da kendini ...

Bence sıkıntı tam da burada başlıyor.

Bir gruba dahil olmak kolay hemde çok kolaydır mesela Müslüman olabilirsin , Alevi olabilirsin, Hristiyan olabilirsin,Hindu olabilirsin, Türk milliyetçisi olabilirsin, Kürt milleyetçisi olabilirsin, Ülkücü olabilirsin, Atatürkçü olabilirsin, Tayyipçi olabilirsin, Sosyalist olabilirsin, kapitalist olabilirsin, Devrimci olabilirsin,Vatansever olabilirsin, Popçu olabilirsin, Rockçı olabilirsin, ABD sevdalısı olabilirsin, ABD karşıtı olabilirsin.

Bu saydıklarımı 100 lerce yapabiliriz.Budist olabilirsin, Yahudi olabilirsin, Süryani olabilirsin, Ermeni olabilirsin gibi.

Daha sonra kendi aralarında da 100 lere bölünüyor bunlar.
Antikapitalist müslüman olabilirsin, Devrimci sosyalist olabilirsin, Hem Kürt hem Tayyipçi olabilirsin gibi gibi ...

Bu saydıklarımdan istediğin olabilirisin.

Bunların arasından birini seçtiğinde, onun kesinlikle doğru olduğunu anlatmak için yazılmış yine 100 lerce kitap, çekilmiş 100 lerce video ve sana bunun kesin doğru yol olduğunu öğretecek 1000lerce insan var.

Yere ve zamana bağlı olarak bazı gruplar daha avantajlı oluyor. Mesela Arabistan da yaşıyorsan Müslüman olmayı seçersen çok daha iyi olur ya da İsrail de yaşıyorsan Yahudi , Hindistan da yaşıyorsan Hindu ...

Daraltırsak ;

İzmir de yaşıyorsan Atatürkçü, Erzurum da yaşıyorsan Ülkücü, Adıyaman Menzil de yaşıyorsan Nakşibendi, Dersim in Ovacık köyünde yaşıyorsan Komünist gibi
Daha sonra bunlar tabiiki arasında da ayrılıyor İzmiri örnek alırsak; Atatürkçüler, Müslüman Atatürkçüler, Gayri müslüm Atatürkçüler,

Herkes Atatürkçü diye Atatürkçüler, Atatürkü sevmeyenler, Müslüman Atatürkü sevmeyenler, Gayrimüslüm Atatürkü sevmeyenler, Kimse Atatürkçü değil diye Atatürkü sevmeyenler gibi.

Herkesin inandığı en doğrusu ve diğerlerinin bunu görememesi çok saçma değil mi? :)

Görüldüğü gibi bu gruplardan herhangi birine dahil olmak çok kolay ;çevre, okuduğumuz kitaplar, videolar v.s. bizi istediğimiz grubun içerisine alıyor zaten.

Sevgi ve onaylanma duygusu için seçtiğimiz grubumuz bize sevgi verir diye düşünerek mesela kendimize bir gruplar topluluğu seçelim ; O zaman ben Türk milliyetçisi , Atatürkçü , Sadece Cumaya giden , Oruç tutan bir Müslüman , Hip Hop dinleyen biri olayım. Buraya dahil olunca, aynı grupdaki arkadaşlarım ve çevrem ile saygı ve sevgi alışverişi içerisine giriyorum ama diğer gruplara karşı bir Kin ve Nefret duygusu duymaya başlıyorum.
Daha sonra çevremi daha da daraltıyorum çünkü daha marjinal gruplar diğerleri için bir sürü şey söyleyip paylaşıyorlar.

Bende Atatürkçü olmayan beni silsin Facebookundan , Müslüman olmayan yanıma gelmesin, Kürt ölünce yas tutuyorsunuz da Bu devletin polisi ölünce niye tutmuyorsunuz , dağılın şeklinde hareketler yapmaya başlıyorum. Bu arada çevremde de çatlaklar oluşuyor. Çevremden biri diyor ki herşey güzelde sen şu partinin sempatizanısın, bir diğeri bütün fikirlerin güzel de sen biraz kapitalistsin falan diyerek uzaklaşmaya başlıyorlar. Ve çok çok az kişi kalıyor etrafımda, Oysaki ben bu grup işlerine insanlar beni daha çok sevsin ve kabullensin diye girmiştim. Ama şimdi beni seven insan sayısı azaldı , benim sevdiğim grup sayısı çok çok azaldı ve hatta kin , nefret ve kötü duyguların yoğunluğu içerisinde kayboldum.

Peki bu döngüden nasıl kurtulacağız.

İşte sana çıkış ,en başa dönersen , tüm gruplarından sıyrılıp içine bir göz atarsan orada sevgiyi , aşkı , hoşgörüyü göreceksin , ihtiyacın olan bu , daha fazlası gerekli değil , İnsanların seni onaylaması , sevmesi , dinlemesi için herhangi bir gruba ait olmana gerek yok. Sevgini göster yeter. Sadece bir dene , göreceksin çok şey değişecek.

Yukarıda da anlattığım gibi gruplara dahil olmak kolay , sen zor olanı seç , insan olmayı seç , sevgiyi seç , barışı seç , hoşgörüyü seç inan herşey çok daha güzel olacak.

NOT : Bu arada yanlış anlamaları önleme amaçlı bu notu yazma gereği duydum. Ben sana Müslüman olma Ateist ol demiyorum , zaten o zamanda başka bir grupa dahil olmuş
olursun yada Türk olma Ermeni ol demiyorum bu seferde yine başka bir gruba dahil olmuş olursun :) Söylemek istediğim ılımlı ol, dengede ol, eğilebilir ol, Kalbinle gör...

Sevgilerimle Ediz Han EREN

10 Ocak 2015 Cumartesi

Hazzın doruklarına çıkıyorum …





Sanırım başlık ile beklentiyi yükselttim :) ama bugün Hedonik Adaptasyondan bahsetmek istiyorum. Madem mutluluk ile ilgileniyoruz hedonik adaptasyonun ne olduğunu da çok iyi bilmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Öncelikle bu kavramı daha da Türkçeleştirelim ki hepimiz anlayabilelim :) Hedonizm ilk başta Sokrates'in öğrencisi Aristippos'un öğretisidir. Daha sonra Epikuros ile devam etmiştir. Türkçeye en anlaşılabilir şekilde hazcılık olarak çevirilebilir. Aristoppos’a göre her davranışımızın nedeni , mutlu olmak isteğinden kaynaklanır.  Aristippos daha çok bedensel hazdan bahsederken , Epikuros ruhsal hazdan sözeder. Merak edenler daha derin araştırabilir , bize şimdilik bu kadar yeter.
Adaptasyonu da uyum sağlama olarak çevirebiliriz sanırım :) Demek ki kavramımızı Hazza (zevke) uyum sağlama diye adlandırabiliriz.

Evet bu Hedonik Adaptasyon ne işimize yarıyor derseniz. Hayatımızda ki olumlu yada olumsuz değişikliklere uyum sağlayabilme diyebiliriz. Aslında iyi bir şey olduğu kadar da kötü bir şey :) Bir nebze denge unsuru diyebiliriz. Örneklendirmek gerekirse şu anda bir savaş çıksa ve kıtlık başgösterse , bununla başedemiyeceğimizi düşünürüz. Kısa bir zaman içerisinde yeni olaya alışırız ve mutluluk seviyemiz savaşın ve kıtlığın olmadığı zamana çok yakın seviyelere çıkar. Yada çok sevdiğimiz birini kaybettiğimizde artık hayatın yaşanılmaz olduğunu düşünürüz ama bizim Hedonik Adaptasyon yardımımıza gelir ve bir zaman sonra buna da adapte oluruz. Bu işin güzel ve iyi yanı. Bir de madalyonun diğer yönü var.

Bununla ilgili en çok verilen örnek Brickman’ın çalışmasıdır. Yaptığı araştırmalarda piyango kazanan kişilerin diğer kişilere göre çok daha mutlu olmadığını göstermiştir. Buna birkaç  örnekte kendimiz verebiliriz aslında o sizi çok mutlu edeceğine inandığınız salon takımının aldıktan belirli bir süre sonra var olduğunu bile farketmeyişimiz,  veya şu marka arabam olsun başka bir şey istemem dedikten ve elde ettikten sonra bunun size çok sıradan gözükmesi , evliliklerde cicim ayı dedikleri günler v.s.

Eeeee o zaman biz mutlu olamayacak mıyız ?

Burada şu örnekle devam edebiliriz mutluluk ve mutsuzluk noktamızı 0 olarak ele alabiliriz. Bu sıfır noktası kişiden kişiye değişebiliyor. Tabii sizin genetik olarak 0 noktanız diğer insanların 0 noktasından yukarıda yada aşağıda olabilir ama biz kendi sıfırımızla ilgileniyoruz ;). Terfi aldık 0 noktamız +2 oldu :) ama belirli bir zaman sonra 0’ a geri düştük. :( Ameliyat olacağız -2 ye düştük :( ama belirli bir zaman sonra 0’ a yeniden geldik. :) Bu böyle sürüp gidecek ama burada iyi haber devreye giriyor bu 0 noktasının mutluluktaki payı % 50 …

%10 luk bir pay var ve her ne kadar araştırmacılar bu kısma dış etkenlerin neden  olduğunu söyleseler de ben bu %10 luk kısmın maddiyattan daha çok etkilendiğini düşünüyorum. İnsanların çok büyük bir çoğunluğunun hayat önceliği maddiyat olduğu için  bu % 10 luk kısmı yükseltmeye çalışıyor ama etkisi az. Hata da burada zaten.

Gözden kaçan %40 lık bir taraf var. Kendi hazzımızın dorukları da buralarda saklı :)

Bu %40 lık kısım için biraz çaba gerekiyor çünkü önce kendimizi tanımamız gerekiyor. Bana sorarsanız % 40 için yapılması gerekenlerden bazıları şunlar;

Bence ilk kural sevgi – hayatımızın heryerine sevgiyi ve aşkı katmamız gerekiyor.

Kolay değil isterseniz bir deneyin , AYNAYA BAKIN VE KENDİ GÖZLERİNİZE BAKARAK SENİ SEVİYORUM  demeye çalışın. Bence maalesef bir çoğunuz diyemeyecek ve bunu bile itiraf edemeyecek. Daha kendimizi sevemiyorken nasıl mutlu olabiliriz ki …

Bunu yapabilen yada yapamayanlar bana duygularını yazabilirlerse çok sevinirim bu arada :)

hatta Angel – A filminden en çok sevdiğim sahne



 – spoiler --
---- "Angela: Gözlerine bak, ne görüyorsun?
André: Güzellik, belki biraz tatlılık.
Angela: Ya sevgi?
André: Evet, sevgiden de çok var. Hem de çok fazla.
Angela: Çok fazlaysa çıkarman gerek. Şimdi aynaya bak ve kendine “Seni seviyorum” de.
André: Ama bunu söylemek çok zor…
Angela: Neden biliyor musun? Çünkü sana hiç söyleyen olmadı, değil mi? Biri nasıl yapılacağını göstermeden kendini sevmek çok zor. Seni seviyorum Andre. İşte oldu, sen de sevildin. Artık sevgi vermemen için sebep yok. Vücuduna bak. Sevgisizlikten ve güvensizlikten acı içinde. Senin ilgine ihtiyacı olduğunu görmüyor musun? Bu yaralı vücuda çok görme bunu. Çünkü sana çok uzun zaman katlandı ve hiç şikâyet etmedi. Ona önemli olduğunu söyle. Buraya ait olduğunu anlat. Hak ettiği şeyi ver.
André: Seni seviyorum André. Seni seviyorum.----


Monoton bir yaşamdan sıyrılmamız gerekiyor. 

Kötü düşüncelerden sıyrılıp pozitif olmak için çalışmak gerekiyor.

Dışa dönük bireyler olmamız gerekiyor. 

Sosyal olmamız gerekiyor.

Küçük mutluluk anları oluşturmak gerekir. (Kendimize çiçek toplayabiliriz yada sahilden deniz kabukları :) özellikle hediye alalım demedim sonra yaaaa bak maddiyat denmesin diye :) ama hediye de alabilirsiniz ;)

Spor mutluluğa açılan kapılardan biri (Köyde haraketli yaşayan , ekip biçen birinin spor yapmasına gerek olmayabilir ama bizim gibi şehir hayatında yaşayanlar için kesinlikle gerekli - bunun ile ilgili de bir yazı gelecek :) ). 

Bir şekilde ruhu dinlendirme çalışmaları (müzik dinlenebilir , meditasyon yapılabilir , kitap okunabilir v.s.)

Sanat dalları ile uğraşmak (Bir enstrüman çalınabilir – Resim yapılabilir – Fotoğraf çekilebilir v.s.)

Düzenli uyku v.s.

Yukarıda yazanların bir çoğu da ayrı ayrı yazı konuları :) Bunun gibi birçok madde sıralanabilir. Mutlu olmak için yapılması gerekenler insanın kendi içinde saklı ve bunun için herkesin kendisi ile bir görüşme yapmasında fayda var.

Ama çok da korkmayın her şekilde Hazza Uyum yasası devreye girecek ve sizi 0 noktasına taşıyacak. Bu anlattıklarım 0 noktasını biraz daha yukarıya taşımak isteyenler için.

Bir şarkıda bu konuya gelsin :) Skunk Anansie – Hedonism …



Sizleri de hazzın doruklarına davet ediyorum :)

Bu yazdıklarım bazı araştırmalar sonucunda elde edilen bilgileri içerir , tüm yazılanlara katılıyorum yada katılmıyorum anlamına gelmiyor. Herkesin mutlaka bu konu ile ilgili fikirleri vardır ve yazıların zenginleşmesi açısından eğer yorum yaparsanız , bu benim için çok değerli olur. Mutlu olurum :)


Bu konu ile ilgili daha akademik yazılar veya detaylar isteyenler için ;


Brickman, P., & Campbell, D.T. (1971). Hedonic relativism and planning the good society. In M.H. Appley (Ed.), Adaptation level theory: A symposium (pp. 287–302). New York: Academic Press.
Diener, E., & Seligman, M.E.P. (2002). Very happy people. Psychological Science, 13, 81–84.
Diener, E., Lucas, R.E., & Scollon, C.N. (2006). Beyond the hedonic treadmill: Revisiting the adaptation theory of well-being. American Psychologist, 61, 305–314.
King, L. A. (2001). The hard road to the Good Life: The Happy, Mature Person. Journal of Humanistic Psychology, 41(1), 51-72.
Lyubomirsky, S., Sheldon, K.M., & Schkade, D. (2005). Pursuing happiness: The architecture of sustainable change. Review of General Psychology, 9, 111–131.