Madem her şeyi yapmaya vaktimiz yok , yaptıklarımızın , düşündüklerimizin , okuduklarımızın , izlediklerimizin , dinlediklerimizin , gördüklerimizin sindirmenin yolunun da bu blog olabileceğini düşünüyorum.
Yok hayır daha vermedim sadece bugün başlıyorum malum yarın Pazartesi
:) Başlığı böyle koydum
ki 25 kiloyu verdikten sonra ayrı bir başlık yazmayayım , hem de süreci buradan
takip edebileyim.O kadar eminim yani kendimden :)))
Mutluluk deneyimlerini arttırabilmek için kilo verme işini
hızlı bir şekilde halletmem gerekiyor. Çünkü yapmak istediğim birçok şey için
fit bir vücuda sahip olmak gerekiyor.
Aslında hayatımı organize etmeye 2 yıl önce karar verip
sigarayı bırakmıştım. Günde en az 2 paket içerken bunu yapmak zordu. Ama denemeler , denemeler ve denemeler
sayesinde sigarayı bıraktım (Champix isimli bir ilaç kullanarak). Unutmadan bu
süreçte bana destek olan başta eşim ve ailem olmak üzere herkese çok teşekkür
ederim.
Bunun bana kilo olarak dönüşü olacağını biliyordumo yüzden psikolojik olarak buna hazırdım :) Zaten hayat boyu öyle çok
fazla zayıf olduğum dönem olmadı ama rekor büyüme tabiiki bu 2 senede geldi ve
bugün resimde görüldüğü üzere rekoru kırdım.
Bu blogu açtığımda bu kadar sık yazacağımı düşünmüyordum , sanırım bu ilk heves olduğu için başta daha çok yazılıyor sonra azalacaktır herhalde :)
Bugün bir mutluluk daha deneyimledim ve bunu not etmem gerektiğini düşündüm. Kişilikli işletmeler örneğine verebileceğim bir yer Bizim Köfteci Hidayet.
Sanırım herkes köftesi şöyle güzeldi , piyazın tadı beni benden aldı gibi yorumlar bekleyecektir ama ben gittiğim yerlerde bundan çok mekanın kişiliğine daha çok önem veriyorum.
Çünkü tadların değişken olduğuna ve asıl bizi bir mekanın müdavimi yapanın orasının ya sahibi yada dekorasyonu olduğuna inanıyorum. Sahibi ile çıkışta tanıştık. İlk izlenim denen şey gerçekse , sempatik ve güleryüzlü birisi. Dekorasyona gelince yemek yediğimiz 4 masalı küçük oda benden tam puan aldı.
Buranın resimlerini paylaşıyorum ve resimleri görenlerinde çok hoşuna gideceğine inanıyorum. Bu arada köftesi de çok güzeldi sonra neden yazmadın diye kızmasın kimse :)
Bunlar duvarlarında bulunan resimlerden bir kaçı ...
Burası da mekanın içi ...
Bunlarda resimlerden seçmeler ...
Eğer ben de gitcem görcem yicem derseniz İzmir Kızlarağası Hanı Yanında , resmide aşağıda :)
100 e yakın cover ı olmasına rağmen Luis Armstrong un
seslendirdiği Edith Piaf şarkısının mutlu olmamda çok payı vardır. Şarkıyı Luis
den :) dinlememe rağmen asıl sahibi Edith Piaf ın hayatından biraz bahsetmek
istiyorum çünkü çok ilginç … Okurken şarkımızı da dinleyelim :)
LANETLENMİŞ BİR YAŞAM – Kaldırım Serçesi
Paris de bir evin basamaklarında (kaldırımda) doğduğu
söylenir. Bu yüzden Kaldırım serçesi diye anıldığı söylenir. Edith Piaf’ın
babası sokaklarda gösteri yapan bir cambaz , annesi ise yine sokaklarda şarkı
söyleyen bir şarkıcıymış. Babası geçim sıkıntısı nedeniyle Piafı bakılması için
bir geneleve bırakır (Genelev patronunun babaennesi olduğu da söyleniyor).
3 yaşında geçirdiği
bir enfeksiyon nedeniyle gözleri kör olur ama 7 yaşında mucizevi bir şekilde
yeniden görmeye başlar. Daha sonra babası Piaf’ı yanına alır ve sokaklarda
şarkı söyletir. 17 yaşında Marcelle adında çocuğu doğar ama 2 yaşında
menenjitten ölür.
Alkole fazlasıyla düşkün olan Edith orta siklet dünya
şampiyonu boksör Marcel Cerdan ile aşk yaşar ama Cerdan evlidir ve Piaf’ı
görmek için bindiği uçağın düşmesiyle 1949
ın Ekim ayında hayata gözlerini yumar. Bunun üzerine alkol , ağrı kesici ve
morfin bağımlısı olur Edith Piaf.
Trafik kazası geçirir ve hayatı boyunca
omuriliği yüzünden yarı kambur bir şekilde yürür.
2. Dünya savaşında
direnişçilerle destek olduğu hatta 200 kadar direnişçinin Almanların elinden
kaçırılmasında başrol aldığı söylenir.
10 Ekim 1963 de karaciğer kanserinden
ölür. Kilise yaşadığı hayat nedeniyle Piaf ın törenini yapmayı reddeder ama
10.000 lerce kişinin katıldığı kortej ile taşınır ve cenaze sırasında 100.000
den fazla kişinin bulunması ile gömülür.
İKİYÜZLÜ, DOYUMSUZ BİR AŞIK, DİŞİ DON GİOVANNİ
Bu laflar bana ait değil :)
Fransız gazeteci Robert Belleret’ın kitabı Piaf: Bir Fransız Mitinden
alıntıdır. Piafın hayatı hakkında devamlı yalan söylediğini söylüyor.
Belleret mesela öyle
basamaklarda değil hastahanede doğduğunu iddia ediyor. Hiç kör olmadığını
sadece 1 2 haftalık bir göz enfeksiyonu geçirdiğini söylüyor.
2. Dünya savaşında kaçırılan Fransız esirlerle ilgili
anlattıklarını hayal ürünü olarak betimliyor.
Paris kuşatmadayken Piaf’ın lüks bir genelevin üst katında
lüks içinde yaşayıp partiler verdiğini iddia ediyor.
Piaf'ın 50 ye yakın sevgilisi olduğuda araştırmalarından
çıkan sonuçlar arasında.
Daha fazlasını merak ediyorsanız sanırım “Piaf: Un Mythe
Français” adlı kitabı okumalısınız.
Ama öyle yada böyle Piafın hayatı La vie en rose un dünyanın
en iyi şarkılarından biri olduğunu ve dinlediğimde beni çok mutlu ettiğini asla
değiştirmeyecek. Tabii Luis Armstrong dan :)
Eğer Edith Piaf dan birşeyler dinleyeceksem de bu mutlaka Non,
je ne regrette rien (hiçbir şey için pişman değilim) olacaktır.
Bu kadar yazmışken Attila İlhan’ın aşağıdaki dizelerini de
es geçemeyeceğim.
öleceksin be Ricardo
erik dallarından çiçek fışkırdığını
bile bile
harpten sonraki ilk fransız kupasını
söz temsili bordeox’un kazanacağını
bile bile
la via en rose şarkısını
bile bile
öleceksin be Ricardo
Attila İlhan
Şarkının sözleri :
La via en rose(Hayatı
pembe görüyorum)
bakışlarımı düşüren gözler,
dudaklarında kaybolan o gülüş,
işte su katılmamış portresi
ait olduğum adamın.
kollarına aldığında beni,
sessizce bir şeyler fısıldadığında,
ah ne denli pembe görüyorum hayatı.
aşk sözcükleri söylüyor bana,
her zamankinden,
ve bir şeyler oluyor sonra bana.
giriverdi işte kalbime
mutluluğumun ortağı
sebebini bildiğim.
benimsin sen dedi.
bense onun,
yaşam boyu,
söyledi bunu bana, hatta yeminler etti hayatı üstüne.
ve onu gördüğüm ilk andan bu yana
hissediyorum
deli gibi çarpan bu yüreği
hiç bitmeyen aşk gecelerini
yerini bulan yüce bir mutluluk
sorunlar, yaslar, evreler.
mutlu yine de, ölümüne mutlu.
kollarına aldığında beni,
sessizce bir şeyler fısıldadığında,
ah ne denli pembe görüyorum hayatı.
aşk sözcükleri söylüyor bana,
her zamankinden,
ve bir şeyler oluyor sonra bana.
giriverdi işte kalbime
mutluluğumun ortağı
sebebini bildiğim.
benimsin sen dedi.
bense onun,
yaşam boyu,
söyledi bunu bana, hayatı üstüne yeminler etti.
ve onu gördüğüm ilk andan bu yana
hissediyorum
deli gibi çarpan bu yüreği.
Unutmadan sinamaseverler için Marion Cotillard’ın
performansı ile Oscar, Altın Küre ve BAFTA ödüllerini kazandığı bir film de
mevcut.
Her şey facebook da paylaştığım bu yazıyla başladı.
Zaman çok değerli ;
Dünyadaki bütün kitapları okumak istesek ve her gün 1 kitap okuyabilirsek yaklaşık 365000 yıla ihtiyacımız var. Dünyadaki bütün şarkıları dinlemek istesek ve her gün 100 şarkı dinleyebilirsek yaklaşık 27500 yıla ihtiyacımız var. Dünyadaki bütün filmleri izlemek istersek ve her gün 1 film izleyebilirsek yaklaşık 822 yıla ihtiyacımız var. Dünyadaki nüfusu 150.000 kişiden fazla olan şehirlerde gezmek istersek ve her hafta 1 şehir gezebilirsek yaklaşık 56 yıla ihtiyacımız var. Dünyada yaşayan tüm insanlarla tanışmak istersek ve her gün 10 yeni kişi ile sohbet edersek yaklaşık 1995000 yıla ihtiyacımız var.
Nereden başlasak ki ?
Ben de yazmaya karar verdim :)
Madem her şeyi yapmaya vaktimiz yok , yaptıklarımızın , düşündüklerimizin , okuduklarımızın , izlediklerimizin , dinlediklerimizin , gördüklerimizin sindirmenin yolunun da bu blog olabileceğini düşünüyorum.